Filed under: Genel

Yok Bir Şey!!

Ağustos 31st, 2010

Otobüsten inmek için, düğmeye basmak gerektiğini öğrenmeyen bu insanlardan bir bok olmaz!!!

Posted in Yaşam | 4 Comments »

OneNote to Blog

Ağustos 21st, 2010

OneNote’a aldığınız notları veya yazdığınız yazıları tek bir tıkla wordpresse veya başka bir blog servisine gönderebilirsiniz.

OneNote 2010 da listelenen blog servisleri aşağıdadır :

  1. Windows Live Spaces
  2. Blogger
  3. Sharepoint Blog
  4. Community Server
  5. TypePad

Yazınızı OneNote da hazırladıktan sonra aşağıdaki işlemleri yapmanız gerekmektedir.

Not: Bu resimler ve anlatım OneNote 2010 için geçerlidir. Eski versiyonlarında da bu özelliğin olduğunu biliyorum. Muhtemelen, sadece blog servislerinde eksiklikler olabilir.

İşlemler:

  1. File –> Send yolunu izleyip Send to Blog a tıklıyoruz.


  2. Karşımıza blog ayarlarını yapmamızı söyleyen bir ekran gelecektir. Bu ekranda blogumuzu register edeceğimizi söylüyoruz ve diğer ekrana geçiyoruz.
  3. Karşımıza New Blog Account ekranı gelecektir. Buradan istediğimiz Blog Servisini kullanabiliriz. Ben WordPress’i seçiyorum.


  4. WordPress ayarlarını tanımlayacağımız ekran karşımıza gelir. Buradan, Blogumuzun adresini, kullanıcı adımız ve şifremizi giriyoruz ve OK butonu ile işlemimizi tamamlıyoruz.

  5. Bir sonraki aşamada karşımıza wordun publish ekranı gelecektir. Buradan son ayarlar yapıldıktan sonra veya hiçbir ayar yapılmadan Publish butonu ile yazımızı blogumuza gönderebiliriz.


Evet bu yazı OneNote da yazıldı ve yayınlandı :)

Tags: , , , , , , , , , , , , ,
Posted in BizTalk, Teknoloji | 2 Comments »

10. Boyut

Ağustos 4th, 2010

10. Boyut mu o da ne olaki :)

izleyin :

Tags: , ,
Posted in Yaşam | No Comments »

Güzel Bir Yazı

Ağustos 4th, 2010

Kaynağını bilmediğim, mail ile elime geçen güzel bir yazı :

Cezmi, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. ‘Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir’ diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, bir de sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla:

- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.

- Hayır çikolata parası lazım!

Cezmi’nin kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.

- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

Cezmi adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.

- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.

Adamın söyledikleri Cezmi’nin dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.
Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü. Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.

Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı.
‘Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu’ diye düşündü.

- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Cezmi’nin sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.

- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

Cezmi, oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.

Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

- Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?

- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.

- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

- Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.

- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.

- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Ben de altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?

- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında
hiçbir şey olan.

- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

- Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ?

- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar
değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

- Küçük kızı severek.

- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?

- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.

- Nasıl yani ?

- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?

- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Ebru Her akşam boynuma sarılır ‘babacığım beni ne kadar seviyorsun?’ diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda ‘Baba güzel olmuş muyum?’ diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. ‘ Harikasın prenses gibi olmuşsun’ demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona ‘bebeğim’ diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. ‘Bebeğim bana bir çay yapar mısın?’ dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

- Hiç kavga etmezmisiniz siz?

- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hemde çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.

- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.

- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın enkolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek
mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu
olabilirsin?

- Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

Cezmi de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.

- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin
bir teşekkür ederek evginin yolu nu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Cezmi hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

İnci hiç konuşmadı.

- Sorsana ‘niye’ diye.

İnci kızgın kızgın:

- Niye? Diye sordu.

- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.

- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.

- Hayret !!!! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir şeydi. ‘bak senin sevdiğin meyveleri aldım’ Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.

- Özür dilerim seni kırdığım için.

Sonra Cezmi yere diz çöktü.

- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.

- Cezmi, yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik
görünüyordu.

İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.

- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara
katlanabileceksin, dedi.

Cezmi, işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.

Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü..

Posted in Genel | No Comments »

Avatar – The Last Airbender 2010

Temmuz 10th, 2010

Bir avatar fanatiği olarak, görüntü ne kadar kötü olursa olsun Avatarın İngilterede gösterime giren filmini izledim. Lanet olsun izlemez olaydım.
Çizgi filmini izleyenler kesinlikle lanetliyecek. Berbat ötesi bir film olmuş. Aang (aaang dite telaffuz ediyor hayvanlar, hiç mi animesini izlemediniz filmi hazırlarken. Orjinalinde eeeng diye olması lazımdı=) )
Animedeki neşeli süper fırlama ufaklık aang gitmiş yerine; somurtkan, suratsız bir tip gelmiş. Filmin yarısına kadar izleyebildim, yarısına kadar  bir kere bile gülümsemedi.

Animedeki gibi 3 kitap halinde çıkarıcaklarmış galiba filmi de. birincisi vasattı, bir de sinemada izlemek gerekir net bir yorum için ama açıkça izlemeyebilirim.

Tags: , ,
Posted in Yaşam | No Comments »

WP TR

Haziran 25th, 2010

WordPress Türkiye bu durumdaysa vay halimize :)

Tags: ,
Posted in Haberler, Yaşam, internet | No Comments »

Karikatür

Haziran 21st, 2010

çok iyi yaaa :)

Tags: ,
Posted in Geyik | No Comments »

Sanatsal Bir Köprü

Haziran 20th, 2010

Sanatsal mıdır değil midir bilmiyorum ama çok garip yapılmış bir köprü olduğu kesin.

Köprünün asıl yapılma sebebi, Hong Kong da araçların sol şeritten, Çinde ise sağ şeritten gitmeleri. Güzel bir tasarım ile köprü üzerinde şeritler yer değiştirilmiş ve karşı yakaya herkes kendi şeridinde ulaşmış oldu :)

Tags: , ,
Posted in Yaşam | No Comments »

Aferin Size!!

Haziran 4th, 2010

Milliyetteki haberi aynen yazıyorum aşağıya,

Türkiye’de internet çöktü!

Kullanıcılar özellikle 3 Haziran’dan bu yana internet bağlantısında inanılmaz bir yavaşlama ve sıkıntı hissediyor.

Türkiye genelinde Google’ın ana arama sayfasındaki hizmetlere, örneğin Google Translate hizmetine erişimde sorun yaşanıyor. Aynı şekilde zaten yasaklı olan YouTube’a alternatif yöntemlerle erişen kullanıcılar erişemiyor. Esas sıkıntı ise Translate’de olduğu gibi Google hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar.

Dahası sayısız yerli ve yabancı internet sitesine erişim inanılmaz derecede yavaşlayabiliyor, ya da bazen bağlantı sağlanamıyor.

Türk internet kullanıcılarını çileden çıkartan bu durumun sebepleri konusunda ortaya farklı görüşler sürüldü. Ancak işin gerçek sebebi, resmi olarak ortaya çıktı…

İşte açıklaması

Bu durum, internet servis sağlayıcılara yollanan ve Biri’nin de müşterileriyle paylaştığı bilgiler sayesinde açıklığa kavuştu.

3 Haziran 2010 tarihinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan internet servis sağlayıcılara iletilen karar ile aydınlandı.

Google’a ait bazı IP’lere, detaylı açıklanmayan hukuksal nedenlerden dolayı erişimin engelleneceği belirtildi. Ancak Google’a ait IP’lerin engellenmesi Türk kullanıcılarını çok sert bir şekilde vuruyor.

Google’ın internetin vazgeçilmez bir parçası haline gelmesiyle birlikte, Google’a ait IP adreslerinin engellenmesi, Google hizmetlerinin bir kısmına erişilmesini engelliyor veya yavaşlatıyor.

Tam bir yasak değil ama…

Kısıtlı Google yasağı Türkiye’de interneti çok derinden vuruyor:

- Google web sitesine erişimde sorun yaşanması,

- Reklam vb. analiz verisi için web sitelerinde Google analytics, Google maps gibi Google uygulamalarını kullanan portal veya web sitelerinde erişimlerin yavaşlaması,

- Google Toolbar yüklü bilgisayarlarda bazı sitelere yavaş erişme,

- Web siteleri dahilinde “google search” kullanan alan adlarına erişimde yavaşlama,

- Firmalara ait Google uygulamalarıyla entegre ya da Google Search’e dayalı bir takım uygulamalarınızın bu erişim kısıtlamasından etkilenmesi söz konusudur.

Tags: , ,
Posted in Haberler | No Comments »

Ceturk Forum Sorumluları Belli Oldu

Nisan 12th, 2010

CETURK olarak bir süre önce başlattığımız Forum Sorumluluğu çalışmalarımızı sonlandırdık.
Yoğun başvuruların ardından yaptığımız değerlendirmeler sonucu aramıza 28 ekip arkadaşımız katıldı.
Göstermiş olduğunuz ilgiye çok teşekkür ederiz.

Ahmet Değirmencioğlu C#
Ali Kapucu Unix / Linux
Çiğdem Polat Proje Yönetimi
Ender Ahmet Yurt XML – XHTML
Erdoğan Özkoca JSP
Eren Başaran Genel – Güncel
Erkan Sezer C#
Erkan Varol ABAP & SAP Teknolojileri
Halit Çetiner ASP.NET
Hüseyin Çelik Ajax
İlkay Polat Java
Jamshid Hashimi Unix / Linux
Kemal Şahbaz JSF
Kemal Uzel Mobil Programlama
Kerem Varış ASP.NET
Mehmet Altıparmak SQL Server
Mehmet Aydın Diğer .NET Teknolojileri
Mehmet Demircioğlu Veri Madenciliği
Merve Göktaş PHP
Ogan Özdoğan Oracle
Selçuk Özdoğan Yazılım Geliştirme Metodolojileri
Selçuk YAPICI Java
Vural Yılmaz Grafik Tasarım
Yağız Gönüler SQL Server
Yasin Saygılı Oracle
Yavuz Yılmaz Network
Yiğit Kiremitçi Yazılım Geliştirme Metodolojileri
Yunus Özay Diğer Programlama Dilleri

Kırmızı ve altı çizili olan benim, evet evet benim.
Biztalk ve Sharepoint ile ilgili soru ve sorunlarınızı artık Ceturk’den alacağım arkadaşlar.
Herkese hayırlı olması dileğiyle;

Tags:
Posted in Genel | 2 Comments »