Filed under: Yaşam

Hayatı tersten yaşamak

Eylül 14th, 2008

Yasamin En Tatsiz Tarafi, Sona Eris Seklidir. Süphesiz Ki Yasami Tersten Yasamak Daha Güzel, Hatta Mükemmel Olurdu. Nasil Mi?

Camide Uyaniyorsunuz; Bir Tahta Sandik Içerisinde. Herkes Karsinizda Saf Durmus, Iyiliginize Dua Ediyor Ve Tüm Haklar Helal Edilmis Vaziyette Tabuttan Dogruluyorsunuz. Yasli, Olgun Ve Agirbasli Olarak. herkes Etrafinizda, Büyük Bir Itibar, Iltifatlar, Çocuklar Torunlar Hepsi Hazir. Arabaniza Kurulup Evinize Gidiyorsunuz. Dogar Dogmaz Devlet Size Maas Bagliyor; Aylik Veya Üç Ayda Bir Maasinizi Aliyorsunuz. Ne Güzel! Hazir Maas, Hazir Ev…

Altmisli Yaslara Kadar Garanti, Huzur Içinde Yasiyorsunuz. Sagliginiz Gittikçe Düzeliyor, Kaslar Güçleniyor Ve Kuvvetleniyorsunuz. Bir Gün Çalismak Istiyorsunuz Ve Ise Basladiginiz Ilk Gün Size Hosgeldin Hediyesi Olarak Bir Plaket Ve Altin Kol Saati Veriyor Patronunuz. Genel Müdürlük Veya Bunun Gibi Yüksek Bir Makamdan Tecrübeli Bir Insan Olarak Ise Basliyorsunuz. Herkes Karsinizda El Pençe Divan. Vücudunuzda Da Bazi Hosa Giden Hareketler Basliyor. Gittikçe Zayifliyor Ve Forma Giriyorsunuz. Diger Hormonal Aktiviteler Artiyor. Fevkalade! Aman, Ne Güzel Günler Basliyor. Derken Bir Gün Patron Size “artik Üniversiteye Gitsen Daha Iyi Olur” Diyor. bu Arada Babaniz Ortaya Çikmis “fazla Çalistin, Artik Eve Dön, Isi Birak Ve Okumaya Basla. Harçligin Da Benden Olsun.” Diyor. Keyfe Bakar Misiniz! Okudugunuz Dersler Gittikçe Kolaylasiyor. Ekmek Elden Su Gölden Bir Dönem Basliyor. Partiler, Diskotekler, Kizlar… Derken Anne Ve Babaniz Sizi Götürüp Getirmeye Basliyor, Araba Kullanma Derdi De Yok Artik.

Günün Birinde Sizi Okuldan Da Aliyorlar, “evde Otur, Oyuncaklarinla Oyna, Keyfine Bak” Diyorlar. mamaniz Agziniza Veriliyor, Zaman Zaman Altinizi Bile Temizliyorlar. Hatta Bu Durum Aliskanlik Yaratiyor Ve Hiç Tuvalet Kullanmamaya Basliyorsunuz. Derken Anneniz Bir Gün Size Süt Verme Kararini Aliyor Ve Baska Bir Keyifli Dönem Basliyor. Mama Artik Her Yerde, Her An Ve En Taze Seklinde Hazir. Bir Gün Karanlik, Sicak Ve Ilik Bir Ortama Giriyorsunuz. Beslenmek Için Agzinizi Açmaya Dahi Gerek Yok. Bir Kordondan Besleniyor, Sicacik, Yumusacik, Gürültü Ve Patirtisiz Bir Ortamda Yasiyorsunuz. Küçülüyor, Küçülüyor, Ufacik Bir Hücre Halini Aliyorsunuz.

Veeeeeee……

En Güzeli De……

Günün Birinde Keyifli Bir Geceyle Hayatiniz Sona Eriyor.

Can Yücel

Tags: ,
Posted in Yaşam | No Comments »

Bir Hikaye

Temmuz 1st, 2008

Stewart, minik bir kasabadaki fakir bir işadamıydı.

Çocukluğundan beri bütün hayali dünyayı dolaşmaktı ama art arda gelen olaylar yüzünden kasabasını terk edememiş, sonunda babasının pek de parlak olmayan işini devralmak zorunda kalmıştı.

Sevdiği bir karısı ve çocukları vardı.

Ama işler iyi gitmiyordu.

Borçlar birikmişti.

Yaşadığı hayal kırıklığına bir de borçlar eklenince dayanacak gücü kalmamıştı.

Karlı bir gece arabasına binip, kasabanın biraz ötesinden akan nehrin kıyısındaki bara gidip iyice sarhoş olana kadar içtikten sonra kendini köprünün üzerinden atıvermişti.

Stewart sulara düşerken, karanlık göklerden gelen bir konuşma duyuldu.

Tanrı, “ikinci sınıf meleklerden” birine görev veriyordu.

- Eğer bu ümitsiz adama yeniden yaşama isteği vermeyi başarırsan, ben de sana çok istediğin o iki kanadı verir, seni birinci sınıf melek yaparım.

Ve, yeryüzüne tonton, yaşlı bir adam kılığında “başarısız” bir melek düşüyordu.

O güne dek bir türlü verilen görevleri doğru dürüst yerine getiremediği için istediği kanatlara kavuşamayan, kederli bir melekti bu.

Görevi ise çok zordu.

Tümüyle çaresiz, borçlar içinde yüzen, hayallerini kaybetmiş, istediklerinden hiçbirine kavuşamamış, dünyayı gezmek isterken önemsiz bir kasabaya sıkışıp kalmış bir adama hayatı yeniden sevdirecek, onu intihardan vazgeçirecekti.

Melek yeryüzüne indiğinde, bir polis Stewart’ı sulardan çıkarıyordu.

Onu, kendini sulara atmadan önce son içkisini içtiği bara götürüyordu ama orası şimdi çok değişikti.

Serserilerin toplandığı, pis bir batakhane olmuştu.

Kimse Stewart’ı tanımıyordu.

Stewart kasabaya dönüyordu ama orada da eski dostları onun kim olduğunu bilmeyen gözlerle ona bakıyorlardı.

Kasaba bakımsızdı, çirkindi, karanlıktı.

Eski bir okul arkadaşı arka sokaklarda fahişelik yapıyordu.

Karısı ise bir kütüphanede çalışan zavallı bir yaşlı kızdı.

O sulara atlamadan önce ünlü bir adam olarak dünyayı dolaşan erkek kardeşinin ise bir kilisenin bahçesinde mezarı duruyordu.

Stewart, suya düşmesiyle çıkması arasında geçen bu beş dakikada her şeyin nasıl bu kadar değişebilmiş olduğunu anlayamadan etrafına bakarken “ikinci sınıf melek” yanına yaklaşıyordu.

Ona anlatmaya başlıyordu.

- Sen hayatına son vermek istedin ya, ben daha iyisini yaptım, sen hiç bu dünyaya gelmemiş gibi oldun… Sen olmamış olsaydın ne olacaktı, gör…

Kardeşim ne zaman öldü, diye soruyordu Stewart.

- Sen dokuz yaşındayken o kuyuya düşmüştü ve sen onu kurtarmıştın… Ama ben senin doğumunu iptal edince ve sen hiç doğmayınca onu kurtaracak kimse de olmadı… O çocukken öldü.

- Peki sınıf arkadaşım ne zaman fahişe oldu?

- Bir gün o çok parasız kalmıştı, para bulabileceği hiçbir yer yoktu ve sen ona borç vermiştin… Ama sen olmayınca o gece kendini sattı ve sonra fahişe olarak kaldı.

- Kasaba niye böyle bakımsız ve korkunç gözüküyor?

- Çünkü sen babanın yerini aldıktan sonra insanlardan para toplayıp kooperatifler kurmuştun, binalar yapmıştın, kasaba gelişmişti… Sen hiç olmadığın için o kooperatif kurulmadı, o binalar yapılmadı, kasaba bakımsız kaldı, o inşaatta çalışıp para kazanan birçok insan para kazanamayıp serseri oldu.

Bütün seyircilerle birlikte Stewart da, bir insanın farkına varmadan ne kadar çok başka insanın hayatına değdiğini, o hayatları varlığıyla değiştirdiğini, en sıradan insanın bile bu hayatta tahmin edemeyeceği ölçüde önemi olduğunu görüyordu.

Tavana asılmış, birçok değişik parçadan oluşmuş oyuncaklar vardır, her bir parça başka bir parçaya dokunarak bir rüzgar yaratır ve oyuncak dönüp durur.

O parçalardan birini çıkardığınızda bütün rüzgarı kesersiniz.

Oyuncak kımıltısız kalır.

Frank Capra’nın o filminde de, hayatın aynen o oyuncak gibi birbirine değen insanlarla döndüğünü, aradan bir tek insanı bile çıkarıp aldığınızda hayatın dönüşünü etkilediğinizi, birçok olayın farklılaştığını, herkesin sandığından daha büyük bir rolü ve değeri olduğunu anlıyordunuz.

Değersiz ve işlevsiz kimse yoktu.

Stewart, o yaşlı ve tonton “ikinci sınıf” melek sayesinde bu gerçeği görünce intihar etmekten vazgeçiyordu.

Kendisine o kadar manasız ve değersiz gözüken hayatının aslında birçok insan için ne kadar değerli olduğunu kavrıyordu.

O intihar etmekten vazgeçince yeniden her şey eskisine dönüyordu.

“Bu muhteşem bir hayat” isimli film, mutlu sonla biterken de gökyüzünde bir “çın” sesi duyuluyordu.

Tonton meleğe, Tanrı çok arzuladığı kanatlarını veriyordu.

Kendimizi manasız ve yararsız bulduğumuz zamanlar vardır.

Değersiz olduğumuzu, sevilmediğimizi düşünürüz.

Hayalkırıklıklarıyla dolu hayatımızda neden istediklerimizin hiç gerçekleşmediğini merak ederiz.

Cevaplar ararız.

Bulamayız genellikle.

Cevaplar vardır aslında.

Kendimizi yararsız bulduğumuzda çok yararlı işler yapmışızdır, sevilmediğimizi sandığımızda sevilmişizdir, değersiz olduğumuzu düşündüğümüzde değerimizi bilenler çıkmıştır.

Birçok hayatı aynı anda kımıldatan o sihirli rüzgarı yaratmakta bizim de farkına varmadığımız büyük bir rolümüz olmuştur.

Eğer Tanrı “ikinci sınıf” meleklerinden birini bize gönderse ve bizsiz bir hayatın nasıl olacağını gösterseydi, sanırım hepimiz kendimize de hayata da başka türlü bakardık.

Hatta, o melek bize “istediklerimiz gerçekleştiğinde nasıl bir hayatımız olabileceğini” gösterseydi belki istediklerimizin gerçekleşmemesi için dua ederdik.

Bu muhteşem bir hayattır.

Cevabı ve sırrı kendi içinde saklıdır.

Ve, o hayatı hep birlikte yaparız.

Bazen rolümüzden şikayet ediyorsak, bu da rolümüzün kıymetini bilemememizdendir.

Posted in Yaşam | No Comments »

Başarı!!!

Temmuz 1st, 2008
Eğer yenildiğini sanıyorsan yenilmişsindir,
Girişmeye cesaretin yoksa girişemezsin,
Başarmak ister ama başaramayacağını sanırsan,
hiç şüphen olmasın, başaramazsın.
Harpte muhabereleri kazananlar,
her zaman daha güçlüler
veya daha hızlı koşanlar değildir
Er veya geç,
başarmış bir kimse başaracağına inanmış bir
insandır.

Posted in Yaşam | No Comments »

İnsanlar neyi unutmazlar?

Temmuz 1st, 2008

Bu olay 14 ekim 1998 de kıtalar arası bir uçuş esnasında gerçekleşti.

Bir kadın, uçakta zenci bir adamın yanında oturuyordu. Durumdan rahatsızlığını belli edercesine, hostesten başka bir yer bulmasını istedi, zira öylesine antipatik birinin yanında oturamazdı. Hostes, tüm uçağın dolu olduğunu fakat birinci sınıfta yer olup olmadıına bakacağını söyledi.

Diğer yolcular şaşkınlık ve tiksintiyle olayı izliyorlardı, bu kadının sadece terbiyesizliğine değil, bir de birinci sınıfta yolculuğu devam edeceğine şahit oluyorlardı. Zavallı adamcağız çok kötü bir durumda olmasına rağmen cevap vermemeyi tercih etti. Bu yüksek tansiyondaki durumda kadın, birinci sınıfta ve o adamdan uzak uçabileceğinden tatmin olmuş, hostesin dönmesini bekliyordu.

Birkaç dakika sonra geri gelen hostes, kadına:

“Çok özür dilerim gerçekten de uçakta boş yer yok… Birinci sınıfta bir yer bulduğum için mutlu oldum… Bu yeri bulmak biraz zamanımı aldı, zira bu değişiklik için pilottan izin almam gerekiyordu. ‘Hiç kimse sorun yaratan bir diğerinin yanında oturmak mecburiyetinde tutulamaz’ dedi ve bu izni verdi.”

Diğer yolcular kulaklarına inanamıyorlardı, bu esnada kadın da bir zafer kazanmış gibi yerinden kalkmaya hazırlandı. Aynı anda hostes, oturmakta olan zenciye dönerek:

“Beyefendi, sizi uçağın birinci sınıfındaki yeni yerinize götürmem için beni takip eder misiniz lütfen? Seyahat firmamız adına kaptan pilotumuz sizden böyle nahoş bir olay yaratan kimsenin yanında oturmak mecburiyetinde bırakıldığınız için çok özür diliyor.”

Tüm yolcular hep birlikte, bu olayı iyi bir biçimde sonuçlandıran uçak personelini alkışlayarak tebrik ettiler.

O yıl, kaptan pilot ve hostes uçaktaki davranışlarından dolayı ödüllendirildiler. Aşağıdaki mesaj, tüm ofislere personelin görebileceği bir biçimde iletildi:

“İnsanlar onlara ne söylediğinizi unutabilirler. İnsanlar onlara ne yaptığınızı da unutabilirler. Ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar.”

Posted in Yaşam | No Comments »

Özlü söz

Temmuz 1st, 2008
Dünya ağır adımlarla dönüp dursada zaman kimseyi durup beklemez. İnsan yaptıklarından ders alsada hayat yeni hata yapmadan öğrenilmez!!!

Posted in Yaşam | No Comments »